Gençlerde Irkçılığın Genişleyen Yelpazesi
Son yıllarda Türkiye’de gençler arasında milliyetçilik anlayışı önemli bir dönüşüm geçirmekte. Eskiden belirli siyasi düşüncelerle sınırlı olan sert milliyetçi ve ırkçı söylemler bugün yalnızca ırkçı, marjinal gruplar tarafından savunulmuyor; ayrıca birçok genci içine alan geniş bir yelpazede savunuluyor. Bilhassa Suriyeli ve Arap kökene mensup göçmenlere yönelik olumsuz tutumlar, seküler Atatürkçülerden dindar ve başörtülü gençlere, klasik ülkücülerden ‘Kanzi’ tipi yeni nesil milliyetçilere kadar farklı profillerden gençlere yayılmış bulunmakta. Tüm bu bahsedilen genç profillerin ortak paydası hâline gelen ırkçılık, son dönemlerde genç neslin en güçlü ve en yaygın birleştirici unsuru hâline gelmiştir.
Gençlerin Günlük Dilinde Irkçı İfadeler
‘Türkiye sadece Türklere aittir’, ‘Arapları istemiyoruz’, ‘Mülteciler gitsin’, ‘Irkçıyım ben’ gibi ifadeler, gençlerin kendi aralarında, sınıf ortamlarında, sohbet gruplarında ve sosyal medyada artık rahatça dile getiriliyor. Kendi gözlemlerime göre, kendilerini ‘dindar Müslüman’ olarak tanımlayan gençler bile ‘Arap sevmem’, ‘Irkçıyım’, ‘En ırkçı partiye oy vereceğim’ gibi yorumları çekinmeden yapabiliyorlar.
İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi’nin Nisan 2025 tarihli saha araştırması da bu tabloyu doğruluyor. 18-30 yaş arası 49 gençle yapılan derinlemesine görüşmelerde, eğitim, cinsiyet, yerleşim yeri ya da dindarlık düzeyi fark etmeksizin tüm katılımcılar sığınmacı karşıtlığında ortaklaşıyordu. Araştırma, bu karşıtlığın artık sosyoekonomik statüden bağımsız, gençler arasında ortak bir kimlik hâline geldiğini ortaya koyuyor.
Irkçı ‘’Salgının’’ Arkasındaki Temel Faktörler
Irkçı söylemlerin yayılmasının birkaç temel sebebi var. Ekonomik sıkıntılar, gençlerin gelecek kaygıları, suç oranlarına ilişkin olumsuz algılar ve sosyal medyada dolaşan dezenformasyon (hastanelerde mültecilere öncelik verildiği, onlar yüzünden işsiz kalındığı, vergi ödemedikleri gibi yalanlar) gençleri ‘günah keçisi’ arayışına itiyor. Sosyal medya algoritmaları bu tür nefret içeriklerine sürekli öncelik vererek öfkeyi besliyor. Bunlara ilaveten, ‘Tüm sığınmacılar gidecek’ gibi sloganları siyasete malzeme eden siyasiler de gençleri göçmen düşmanlığında provoke ederek ötekileştirici ve aşırı fikirlere yönelmelerini körüklüyor. Özellikle Zafer Partisi’nin bu tarz ırkçı söylemleri, gençler arasında hızla karşılık buluyor.
Normalleşme ve Toplumsal Risk
Asıl endişe verici nokta ise bu nefret dilinin gençler arasında yeni ‘normal’ hâle gelmiş olmasıdır. Çoğunluğun dışında kalan gençler, bu fikirlere katılmasalar bile dışlanma korkusuyla söylenen yorumlara ya gülüyor ya da sessiz kalıyorlar. Böylece ırkçılık bireysel bir tercih olmaktan çıkıp, toplumsal bir baskı mekanizmasına dönüşüyor.
Özetle, Türkiye’de gençler arasında geniş bir yelpazede yayılan bu yeni milliyetçilik anlayışı, genç nesli bir araya getiren en güçlü ortak payda hâline gelmiştir. Ancak ötekileştirmenin ve nefretin norm hâline gelmesi, toplumun huzuru açısından ciddi bir risk taşımaktadır. Günlük hayatımızda bu kadar yoğun bir nefret dili ve ötekileştirici tutumla karşı karşıya kaldığımız bir ortamda, huzur ve uyum içinde yaşama idealini gerçekleştirmek ne ölçüde mümkündür? Bu nesil, böylesi bir iklimde refah ve güvenli bir gelecek nasıl inşa edecektir?
Çözüme Doğru İlk Adımlar
Aşırıcılıkla mücadele yalnızca yasal önlemlerle sınırlı kalamaz. Gençleri sosyal uyum projelerine dahil etmek, okullarda kültürlerarası iletişim eğitimi vermek, dezenformasyonla etkin mücadele etmek ve siyasetçilerin provokatif söylemlerine karşı ortak bir duruş sergilemek, bu tehlikeli eğilimi tersine çevirebilecek önemli adımlar olacaktır.
