Coğrafi olarak üç tarafı denizlerle çevrili, Mavi Vatan üzerinde yüzen devasa bir “toprak gemi” olan Anadolu Yarımadası, tarihsel süreçte büyük oranda kara odaklı stratejik önceliklerin gölgesinde kalarak “deniz körlüğü” (sea blindness) ile yüzleşmiştir. Ancak bugün bu tablo Cumhuriyet tarihinin en iddialı harp gemisi inşa ve modernizasyon hamlesiyle değişmeye başlamıştır. Bu yazının temel argümanı ise, Türkiye’nin istikbalinin sadece söz konusu çelik muharip gövdelerin inşasında değil, bu gövdelere ruh verecek okyanus/deniz okuryazarlığı yüksek (ocean literacy) ve “mavi vizyonlu” bir gençliğin yetişmesinde yattığıdır. Genç neslin dümende olduğu bir zihniyet devrimi, Türkiye için deniz körlüğünü kalıcı olarak tarihe gömecek tek gerçek çözümdür.
Denizlere sırtını dönmenin bedeli, Türk tarihinde ağır baskınlarla ve toprak kayıplarıyla ödenmiştir. Çeşme (1770), Navarin (1827) ve Sinop (1853) gibi facialar, donanması zayıf bir ülkenin sadece denizlerini değil, vatan topraklarını ve egemenliğini de koruyamayacağının en acı kanıtları olmuştur. Bu anlamda, bugün ortaya çıkan ve uygulanan Mavi Vatan doktrini, sadece bir sınır savunması değil, bu tarihsel hatalardan ders alan bir “denizcileşme” iradesidir. Takribi 8592 kilometrelik kıyı şeridimizin ötesindeki egemenlik haklarımızı kapsayan bu vizyon, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bir beka mücadelesidir. Gençlerin, Ege’de karasuları Yunanistan tarafından 12 mile çıkarıldığında açık deniz alanlarının %51’den %19’a düşeceği ve Türkiye’nin kendi kıyılarına hapsedileceği gerçeğini kavraması, yarının stratejik derinliğini oluşturacaktır.
Deniz hukukunu ilgilendiren bu durumdan da anlaşılacağı gibi, denizler ve denizcilik yalnızca askeri alanda meydana gelen gelişmelerin konusu değildir. Denizcilik konusu, geçtiğimiz yüzyılda harp gemilerinin çok ötesine geçmiş ve trilyon dolarların söz konusu olduğu devasa bir ekonomi sahasına (blue economy) dönüşmüştür. Bugün küresel ticaretin %80’inden fazlasının deniz yoluyla taşındığı bir dünyada, denizler hem sistemin kalbine yerleşmiş hem de ekonomileri birbirine bağlayan tedarik zincirlerini mümkün kılan mekânlar haline gelmiştir. Denizlerin görünür tarafı olan su üstünde, ticaret gemileri ekonomileri birbirine bağlarken, denizlerin görünmeyen yüzü olan su altında ise telekomünikasyon kabloları tüm insanlığı birbirine bağlamaktadır. Nitekim bugün taşınan küresel verinin %90’ından fazlası deniz altındaki bu kablolarla taşınmakta ve “interneti” mümkün hale getirmektedir. Bunların da ötesinde, bugün dünyadaki petrol ve gaz arzının yaklaşık üçte ikisi ya denizlerden çıkarılmakta ya da alıcılara deniz yoluyla ulaştırılmaktadır. Dolayısıyla, bugünkü modern hayatı mümkün kılan enerjinin elde edilmesinde denizlerin hayati bir önemi bulunmaktadır.
Bu bağlamda, savunma sanayiindeki genç mühendislerimizin TCG Anadolu gibi dünyanın ilk S/İHA gemisi üzerine inşa ettiği vizyon veya millî gemi (MİLGEM)/millî denizaltı (MİLDEN) projelerinde sergilediği teknik kabiliyet, sivil alanlarda da kendini göstermek zorundadır. Ancak bunun için Türkiye’de okyanus/deniz okuryazarlığını toplumsal bir refleks haline getirmek gerekmektedir. Çünkü denizler, sadece bir ulaştırma alanı ya da enerji kaynağı değil, soluduğumuz oksijenin yarısından fazlasını üreten devasa ekosistemlerdir. Denizlerin küresel ısınmayı yavaşlatan bir karbon yutağı görevi görmesi, deniz ekosistemini korumanın vatanı korumakla eşdeğer olduğunu da göstermektedir. Süveyş Kanalı üzerinden (Lesepsiyen göçü) ve ticaret gemilerinin balast tankları içerisinde gelen istilacı türlerin Akdeniz biyolojik çeşitliliğini tehdit etmesi veya Marmara Denizi’nde müsilajla görünür hale gelen kirlilik baskısı, denizle kurduğumuz ilişkinin sivil ayağının ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Bu doğrultuda gençlerin, her yıl denizlere ulaşan milyonlarca ton plastik atığa, ekolojik çoraklaşmaya ya da kıyıların kontrolsüz betonlaşmasına karşı duran bilinçli vatandaşlar olmaları hem denizcileşme hem de Mavi Vatan’ın sürdürülebilirliği açısından can suyu olacaktır.
Öte yandan denizciliğin sadece çelik gövdelerden veya ekonomik tablolardan ibaret olmadığını; onun aynı zamanda bir ruh, bir yaşam biçimi ve bir düşünce dünyası olduğunu unutmamak gerekir. Türk edebiyatına denizi, denizcileri ve Ege ile Akdeniz’i tanıtan Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), bize denizin sadece bir su kütlesi değil, bir özgürlük ve keşif alanı olduğunu öğretmiştir. Benzer şekilde, kısıtlı imkânlarla dünya denizlerine yelken açan Sadun Boro’nun mirası, genç dimağlar için kriz yönetimi, sabır ve doğayla uyum içinde yaşama sanatının en somut örneğidir. Bu isimlerin temsil ettiği denizcilik kültürü, gençlerimize karasal sınırların ötesinde mavi bir vizyon sunmaktadır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun tam anlamıyla denizcileşmesi; sanatında, edebiyatında ve felsefesinde denize yer açması, yani zihnindeki o “mavi boşluğu” kültürel bir derinlikle doldurmasıyla mümkündür.
Sonuç olarak bin yıldır üzerinde yaşadığımız Anadolu Yarımadası, dümene geçmeyi bekleyen gönüllü tayfaların yönettiği bir toprak gemi vasfıyla daha da öne çıkmalıdır. Deniz körlüğünü aşmak, sadece güçlü gemiler inşa etmek değil; o gemilere yön verecek okyanus/deniz okuryazarı, teknoloji üreten ve ekosisteme saygılı bir nesil yetiştirmektir. 100 yıl önce, 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu ile tescillenen ekonomik bağımsızlığımız, bugün gençlerimizin “mavi uyanışı” ile bir Mavi Rönesans’a dönüşmelidir. Türk gençliği için deniz, sadece bir ufuk çizgisi değil, büyük ve müreffeh bir ülkenin anahtarıdır.
Son söz olarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın 2022 yılında “Denizci Millet, Denizci Ülke” mottosuyla düzenlediği “1 Milyon Amatör Denizci Projesi” çok önemli bir bilinçlendirme faaliyeti olmuştur. Bu ve bunun gibi projeler ülkemizde denizcileşme ve denizlerin önemini anlama adına kritik adımlardır. Dolayısıyla ülkemizde hala bakir bir alan olan denizciliğe dair projeleri, araştırmaları, konferansları, çalıştayları artırmalı ve vizyonu sınırlarımızın çok ötesine uzanan mavi bir geleceği inşa etmeliyiz.
Görsel Kaynak: https://www.anadoluimages.com/p/the-tcg-barbaros-frigate-opened-to-visitors-as-part-of-april-23-national-sovereig/31650268
