Çocukluğumuzda anne ve babamızdan işittiğimiz azarların başrolünde muhtemelen şu kalıp ifade vardı: “Ben senin yaşındayken…” Genç nesli eleştiren, bir yandan da onları “doğruya” yönlendirmeyi amaçlayan bu terkibin ikna gücünün olmadığını, orta yaşa gelince idrak ettim. Ancak bir itirafta bulunmalıyım: Bu argümanın işe yaramadığını bilmeme rağmen, zaman zaman çocuklarıma karşı kullanmaktan kendimi alamıyorum. Bununla birlikte itiraf etmeliyim ki söz konusu argümanın işe yaramadığını anlamış olmama rağmen zaman zaman çocuklarıma karşı kullanmaktan da kendimi alamamaktayım.
İnsan Olmanın Tutarsızlığı
Peki neden böyle oluyor? Sorun nerede? Farkındalık gibi sorunların anlaşılmasındaki temel olguya dayalı olarak anlama ulaştığını düşünen ben nasıl oluyor da uygulamada tökezliyorum? Bu tutarsızlığın en mantıklı açıklaması, herhalde insan olmamız ve dolayısıyla zayıf bir varlık olduğumuz gerçeğidir. Her ne kadar cennetten çıkmış olsak da hiçbirimiz mükemmel değiliz.
Ancak bu zayıflık bizi çaresiz bırakmamalı. Yanlış bir kader anlayışına sığınmak yerine, külli iradenin müsaade ettiği ölçüde cüzi irademizin sorumluluklarını yerine getirmek temel ödevimizdir. Bu ödev; anlayışımıza, toplumsal statümüze ve ailenin en küçük birimi içindeki konumumuza göre her birimize farklı sorumluluklar yükler.
Ailede İki Boyutlu İlişki Çıkmazı
İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen bazı aile içi rol dağılımları vardır. Genelde akla sadece anne/baba-çocuk rolleri gelse de, çocuk-ebeveyn-büyük ebeveyn üçgeni en az onlar kadar kritiktir.
Dünyanın geçirdiği sosyo-ekonomik değişimler, geniş aileyi çekirdek aileye indirgedi. Bu durum, aile içi ilişkileri iki boyutlu bir düzleme hapsetti:
- Ebeveynlerin penceresi: “Nankörlük ediliyor” hissi.
- Çocukların penceresi: “Haksızlığa uğruyorum” duygusu.
İki cepheli bu modelde, taraflar olaylara sadece kendi açılarından bakma kolaycılığına kaçmakta; sonuçta nesiller arası kopuşlar ve sert çatışmalar kaçınılmaz hale gelmektedir.
Doğal Hakemlerin Eksikliği: Sosyal Fakirleşme
Geniş aile formatı adını verdiğimiz ve daha önceki çağlarda daha güçlü toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan çocuk-anne/baba-büyük anneler/büyük babalar tarafından oluşturulan aile biçiminde ise aile ilişkileri üç boyutlu/cepheli olduğu için aile içi ilişkilerin genel anlamda şimdikinden daha iyi olduğu iddiasındayım. Bu iddiamın en önemli destek noktasını ise çocuk-ebeveyn çatışmalarında bir taraf sınırı aşıyor gibi göründüğünde doğal hakem konumundaki büyük anne ve büyük babalar devreye girerek çatışmayı en azından törpüledikleri gerçeği oluşturmaktadır. Eminim çoğumuz değindiğim bu gerçeği kendi hayatında tecrübe etme imkanı bulmuştur. Fakat içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde işler artık geri döndürülmesi çok zor olacak biçimde değişmiş görünmektedir. Artık geniş aile modeli yerini çekirdek aile modeline bırakmış durumda. Şimdi maalesef hem ebeveynlerin bazen haklı öfke ve tepkilerine karşı çocukları koruyacak hem de çocukların bazı aşırılıklarına karşı sabır ve tahammülü tavsiye edecek nine ve dedeler ya kendilerine ait bir evde ya da yaşlı bakım evlerinde hayatlarının son demlerini geçirmeye çalışıyorlar. Sosyal fakirleşme olarak adlandırılabilecek bu durumun bir başka boyutu ise gözleri evlat ve torun yolu gözlemekle bitap düşen nine ve dedelerimizin acıklı halidir.
Bir Rol Model Ağı Olarak Geniş Aile
Tabii geniş ailelerden söz ettiğimizde hepimizin aklına sadece büyük anne ve büyük babalar değil aynı zamanda teyzeler, dayılar; amcalar ve halalar da gelmekteydi. Aile içi sorumluluk paylaşımının yanı sıra belki bu rollerinden daha önemli olarak gelecek nesil için rol model oluşturmaları aile açısından onların varlığını daha bir değerli kılmaktaydı.
Sonuç Niyetine
Peki geniş aile modelinde hiç mi tartışma ve hatta çatışma, kavga olmuyordu? Her şey güllük gülistanlık mıydı? Elbette hayır. Elbette çok sayıda kıskançlık ve çekememezlik, yanlış anlama ilişkileri zehirliyordu. Fakat bununla birlikte son tahlilde aile bağları kopmadan aile kurumu varlığını devam ettiriyordu. Öte yandan amacım ne bir ‘’geçmiş güzellemesi’’ yapmak ne de bugünü kategorik olarak kötülemek. Amacım toplumsal sıkıntılarımızın çözümünde, geçmişte kullandığımız güçlü araçları hatırlatmak ve bugünün şartlarına uygun, hibrit çözümler üretilmesi için bir çağrıda bulunmaktır.
