Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleşen her seçimle birlikte aşırı sağ partilerin yükselişinin istisnai bir durumdan ziyade, olağan bir durum haline geldiğini teyit etmek mümkün.
2024 yılında Avrupa Parlamentosu (AP) Seçimlerinde de durum çok farklı değildi. Gerçekleşen bu seçimler aşırı sağ partilerin yükselişlerinin Avrupa genelinde hızla ivme kazandığını açık bir şekilde ortaya koymuştu. 2019 yılında gerçekleşen AP seçimlerinden sonra “Aşırı sağ partilerin kazandığı oylar aslında ana akım partileri protesto etmek için verilen oylar” yorumu, 2024 AP seçim sonuçlarının ardından sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Sonuçlar ortadaydı. Avrupa Birliği’nin temel taşlarını oluşturan kurucu devletler başta olmak üzere birçok ülkede aşırı sağ partiler seçimleri birinci ya da ikinci sırada bitirmiştir. Örneğin; Fransa’dan Rassemblement National – Ulusal Birlik Partisi %31,37; İtalya’dan Fratelli d’Italia – İtalya’nın Kardeşleri Partisi %28,75; Avusturya’nın Freiheitliche Partei Österreichs – Avusturya Özgürlük Partisi %25,36; Belçika’dan Vlaams Belang – Flaman Çıkarı Partisi %14,5 oy oranına ulaşarak ülkelerinde birinci parti olmuştu. Almanya’nın Alternative für Deutschland – Almanya için Alternatif Partisi %15,9 ve Hollanda’da Partij voor de Vrijheid – Özgürlük Partisi %16,97 oy oranı ile seçimlerden ikinci parti olarak çıkmıştı. Aşırı sağ söylemleri ile hafızalara kazınan Geert Wilders’ın partisi olan Özgürlük Partisi’nin bir önceki seçimlere göre oylarını neredeyse 5 kat arttırmış olması da göz ardı edilemeyecek bir sonuçtu.
Bu sonuçlar genç Avrupalıların aşırı sağ ve popülist akımlara artan eğilimlerini Avrupa siyasetinde en çok tartışılan konular arasında önemli bir yerde konumlandırmıştır. Demokratik ve liberal değerleri içselleştirdiği ifade edilen genç Avrupalı imajının, aşırı sağ akımların yükselişi karşısında sarsılıp sarsılmadığı sorusunu akıllara getirmektedir.
European Data Journalism Network’ün Mart ayında açıklanan bir raporundaki verilere göre, genç seçmenlerin siyasi çözümleri giderek artan bir biçimde uç noktalarda aradığı görülmektedir.
Fransa’da 2002 yılı genel seçimlerinde 18-24 yaş arası seçmenlerin %8’i Ulusal Birlik Partisi’ne oy verirken 2024 yılında bu oran %33’e yükseldi.
Almanya’da 2013 yılında kurulan aşırı sağcı, Almanya için Alternatif Parti, aynı yıl katıldığı seçimlerde 18-24 yaş arası seçmenlerdeki desteği %5,3 oranında oya ulaşırken, 2025 yılında bu oran %19’a yükseldi.
Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri Partisi, kurulduktan sonra girdiği ilk seçimlerde 18-24 yaş arası seçmenlerden %4,6’lık oy oranına ulaşmış, 2022 genel seçimlerinde ise bu oran %15,1’e yükselmişti.
Peki bu artışa rağmen, genç seçmenlerin çoğunluğunun artık aşırı sağa yöneldiği söylenebilir mi?
Aslında hayır. Avrupalı gençler arasındaki sol-sağ eğilimine bakılacak olursa; AB ülkeleri arasında en çok genç seçmene sahip Almanya’da 18-24 yaş arası seçmenlerin arasında aşırı sol eğilimli olanların sayısı %27,3 oranında ve aşırı sağ eğilimli genç seçmenin 8 puan üzerindedir. Fransa’da ise aşırı sol genç seçmenlerin oranı 2025 yılında %48 iken, aşırı sağ kitlenin oranı %33’lerde kalmaktadır.
Veriler genç nüfusun çoğunluğunun henüz aşırı sağa yönelmediğini rakamlarla ortaya koyuyor. Peki yakın dönemde sağcı popülist ve otoriter ideolojilere yönelen gençlerin ilgisindeki belirgin artışın sebepleri nelerdir?
Avrupalı gençlerin aşırı sağa yönelmesinin birçok farklı sebebi vardır, fakat durumu aşağıdaki temel etkenlerle özetlemek mümkün:
1.Ekonomik Belirsizlikler
Avrupalı genç nesil, ebeveynlerinin sahip olduğu güvenceye sahip olmadığını, hatta daha kötü ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığını ilk kez düşünmektedir. Düşük ücretler, ileriye dönük iş güvencesinin olmaması, artan yaşam maliyeti, konut krizi ve enerji alanında yaşanan sorunlar, genç kesimi Avrupa’da yaşanan ekonomik sıkıntıların düzelmeyeceği inancına sürüklemektedir.
Geleneksel siyaset çözüm üretme konusunda yetersiz kalmakta, aşırı sağ partiler ise bu alanı basit ama ikna edici bir şekilde doldurma konusunda oldukça başarılılar. “Önce kendi gençlerimize iş sunacağızˮ, “Kendi çocuklarımızın eğitimi ve geleceği’’, “Önce kendi halkımız’’ gibi sloganlar ekonomik sıkıntılar yaşayan gençlere cazip gelmektedir.
2. Sisteme Güvensizlik ve Göç Paniği
Ekonomik kaygı kadar gençleri endişelendiren bir diğer konu ise ülkelerindeki siyasi sisteme güvenlerinin kalmamış olmasıdır. 2025 yılında TUI Vakfı tarafından yapılan araştırmada siyasi sistemin iyi işlediğini düşünenlerin oranı sadece %6, demokrasiyi her türlü yönetime tercih eden genç Avrupalıların oranı ise %57, AB’nin pek demokratik işlemediğini düşünenlerin oranı ise %39 olarak tespit edilmiştir. Burada sisteme duyulan güvensizlik, aşırı sağın söylemleri için münbit bir alan oluşturmaktadır. Nitekim geçmiş seçim kampanyalarında İtalya’nın Kardeşleri Partisi “anti-sistem” retoriği yürütmüş, Geert Wilders Hollanda’da parlamentoyu “sahte bir parlamento” (fake parliament) olarak nitelendirmiş, Avusturya Özgürlük Partisi göç ve ekonomi konularında mevcut düzenin “iflas ettiğini” savunmuş ve buna uygun vaatler sıralamıştır.
Bu güvensizlik zeminine bir de göç paniğinin eklenmesi, aşırı sağın gençleri tarafına çekmesinde işini kolaylaştırmaktadır. Bahsi geçen araştırmaya göre Avrupalı gençlerin %37’si göçü – iklim ve ekonomiden önce – çözülmesi gereken en önemli konu olarak görmektedir. AB geneline bakıldığında gençlerin %38’i göçün kısıtlanmasını talep etmektedir. Bazı ülkelerde bu sayılar çok daha yüksek – İspanya ve Yunanistan’da %44, Polonya’da ise %51.
Sisteme duyulan güvensizlik ve artan göç korkusu nedeniyle AB’deki gençlerin %21’i, belirli koşullar altında otoriter bir rejimi demokratik bir sisteme tercih edebileceğini belirtmektedir. Bu durumu destekler nitelikte, Avrupalı gençler kendi ülkelerindeki insanların ruh halini nasıl algıladıklarına dair soruya en fazla “endişeli”, “korkmuş”, “hayal kırıklığına uğramış” veya “gergin” gibi olumsuz kelimelerle tanımlamışlardır. Bu olumsuz duygular ve belirsizliklerin artacağı düşüncesi, gençleri aşırı sağda çare arayışına yönlendirmektedir.
3. Sosyal Medya: Radikalleşmenin Yeni Alanı
Dünyadaki dijitalleşme süreci genç neslin dünyayı ve olayları algılama biçiminde de köklü bir değişime yol açmıştır. Gençlerin haber alma ve siyaseti takip etme mecraları giderek gazete ya da televizyon olmaktan çıkıp, sosyal medya platformlarına dönüşmektedir.
TikTok, Instagram, X vb. platformlar algoritmik yapıları gereği kullanıcıyı toplumsal gerçekliğin yeniden tanımlandığı içeriklerle buluşturur ve çoğu zaman fark etmedikleri bir bakış açısının içine yerleştirir. Sosyal medya platformlarının sunduğu kısa videoları tüketen bir nesil, fikir ve duyguları aşırı uçlara taşıyarak radikalleşebilmektedir. İdeolojiler ve siyasi çizgiler de bu platformlarda farklı şekillerde yer bulur ve gençlerin bilgiye ulaşımlarını, dolayısıyla siyasi ve ideolojik seçimlerini doğrudan etkileyebilmektedirler.
Örneğin, 2024 yılında Almanya için Alternatif Parti, TikTok’ta en geniş erişime sahip parti oldu ve bu alanlarda ana akım partilerden daha erken ve yaratıcı bir hakimiyet kurdu. Özellikle göç karşıtlığı ve ekonomik korkulara odaklanan içeriklerle gençlere hitap etti. Duygusal anlatılarla kimlik arayışına doğrudan hitap eden bu yapılar, genç kullanıcıyı kısa bir sürede ılımlıdan radikal bir bakış açısına taşıyabilmektedir. Sosyal medya bu yönüyle aşırı sağ partilerin ucuz, etkili ve az denetlenen propaganda aracı haline dönüşmüştür.
4. Genç Erkeklerin Kimlik Krizi
Gençlerin aşırı uçlara yöneldiğinden bahsetmiştik. Burada aşırı sağ/sol ayrımının aslında bir cinsiyet ayrımını beraberinde getirdiğini söylemek pek de yanlış olmaz. TUI Vakfı araştırma sonuçlarına göre genç kadınların %50’ye yakın bir oranı kendisini merkezin solunda konumlandırırken, sadece %15’i kendini sağda konumlandırmaktadır. Genç erkeklerin ise %30’u kendine merkezin solunda, %30’u da merkezin sağında yer bulmaktadır. Peki neden?
Genç erkekler kendisini karmaşık iş bölümünün, tüketime dayalı ekonomik ve sosyal düzenin, bireyselliğin ön plana çıktığı, dijital çağ diye nitelediğimiz toplumsal bir dönüşümün içinde buluyor. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet rolleri de hızla değişmektedir. Avrupalı genç erkekler ‘geleneksel erkeklik’ rollerinin artık geçerli olmadığının farkında. MeToo ve benzeri eşitlik hareketleri kadınlara özgürleştirici alan açarken, bazı genç erkekler kendilerini haksız yere suçlanma endişesi içerisinde bulabilmekteler. Geleneksel ve ataerkil söylemleri ön plana çıkaran aşırı sağ partiler bu noktada genç erkekler için güvenli liman olarak görünebilmektedir. Zira aşırı sağ partiler kendilerini dışlanmış hisseden bu kitleye ‘eski güzel günlere’ dönmeyi vaat etmektedir.
LGBT hakları ve bu bağlamda toplumsal eşitlik ile ilgili tartışmalar söz konusu denklemde çok kritik bir parça konumundadır. Bir grup için bu haklar bireysel özerkliğin ve çoğulcu demokrasinin önemli parçası olarak ifade edilirken; diğer taraf için aynı değişim geleneksel değerlerin aşınması ve toplumsal düzenin temellerini sarsan bir tehdit olarak algılanmaktadır.
Bu noktada kimlik siyaseti her iki kanatta da bir kimlik mağduriyeti inşasına yol açmaktadır. Aşırı sağ ise geleneksel yapıların yadırgandığı bir ortamda, kendisini eğitim hayatında veya ekonomik açıdan başarısız hisseden, toplumda değersizleştiğini düşünen, iş bulamayan gençlerin siyaset vitrinlerinde yer bulmasına olanak tanımaktadır.
Avrupalı gençlik efsanesi nereye gidiyor? Bilinen Avrupalı genç imajı çöküyor mu?
Demokratik bakış açısı olan, özgür ve kaygısız, Avrupalı genç imajının çökmüş olduğunu söylemek doğru olmaz; ancak gençler artık içinde bulundukları sistemin kendilerine güvenli bir liman sunmadığı kanaatindedir.
Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan gençler arasında keskinleşmeye başlayan siyasi kutuplaşma – genç kadınların merkezin solunda, genç erkeklerin ise merkezin sağında konumlanması – gelecekte bir sistem iflasına işaret eder niteliktedir.
Dijitalleşmenin yarattığı yalnızlık ve artan bireysellik pek çok genç için var olan sistemin belirsiz ve güvenilmez bir mekanizmaya dönüştüğüne işaret etmektedir. İstihdam güvencesi olmayan, geleceğini planlayamayan bir genç, sistemin “özgürlük ve demokrasi” söyleminin somut adımlara dönüşmediği bir durumda güvence sunan ses nereden gelirse gelsin, oraya yönelecektir. Bu açığı fark eden aşırı sağ partiler aslında yeni bir şey icat etmediler. Sisteme duyulan güvensizliği, öfkeyi ve yalnızlığı tespit edip kendilerini gençler için “güvenli liman’’ olarak konumlandırdılar. Sosyal medya aracılığıyla da geleneksel yöntemlerle asla ulaşılamayacak bir hızla mesajlarını Avrupalı gençlere ulaştırdılar.
Ana akım partilerin acilen gençlerin yaşadığı kimlik krizine, güvenlik endişelerine ve dışlanmışlık hislerine dair kapsayıcı, gerçekçi ve umut vaat eden bir dil geliştirmeleri gerekmektedir. Bunun yanı sıra Avrupalı gençler tarafından siyasi sisteme duyulan hayal kırıklığı onarılmalı, sosyal medya algoritmalarının denetimi yeniden gözden geçirilmeli ve yaşanan kimlik krizine somut cevaplar üretilmelidir. Aksi takdirde, istenmeyen olur – aşırı sağ belki bugünün arayışı iken yarının kalıcı tercihi haline gelebilir.
